Arapça “O” anlamında munfasıl zamir olup, İlâhî isimlerdendir, yani Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Allah’ın zâtını ifade eden, mutlak gayb olan hüviyeti. Zikr, önceleri üç, yedi isimle icra edilirken, sonraları oniki isim ile yapılmıştır. Bazı âlimler “Hû, Hû” diye zikir çekmeyi caiz görmemiş ise de, Muhakkıklar ve Sufilerin arifleri, Allah lafzının, O’nun ulûhiyyet mertebesine delâlet ettiği gibi, “Hû” lafzının da “gaybet-i zât ve hüviyet-i batınî” ye delâlet edeceğine hükmetmişlerdir. “Hû” ile ilgili deyişlerden bazısı şunlardır: Bir işin bittiğini belirtmek için, “Ya Hû” veya “artık bu işe yâ Hû dedik” denir. Şeyh Galib’in şu beytinde, “ya Hû” bir işin bitmesi anlamında kullanılır:
Süzülüp o çeşm-i âhû dedi zevk-i vasla ya Hû
Bu değildi neyleyim, bu; yolum intizara düştü.
Birisi çağırılırken “Ya Hû” veya “Komşu, Hû” denilir.
Dervişlik edeplerinden biri de, eşine adıyla hitap etmek yerine “Hûcuğum” veya “Yâ Hûcuğum” inceliğiyle seslenilir.
Bazı gülbangler, gerçeğin Allah katında makbul olduğunu, onun niyaza layık olduğunu bildirmek üzere, “Gerçeğe Hû” sözüyle biter.
Mevlâna çoğu zikrini Allah veya Hû sözleriyle yaparmış:
Hû derim,
Her gece kudsiler üzerine gönülden Hû Hû derim.
Mevlâna.
Ey safa ehli sûfi, gönülden Allah Hû de
Ey vefalı âşık, candan Allah Hû de
Mevlâna.
Safha-i sadrından dâim âşığım efkârı Hû
Şâkirin şükrü Hû Allah’ı zâkirin ezkârı Hû
Ravza-i Hû’yu makam et ey Cemâl-i Halvetî
Tâ vücûdun mülküne keşfola bu esrar-ı Hû
Cemâlî-i Halvetî